26 Mart 2024 Salı

Saygı Duruşu

Hayat ne güzel öğretilerle dolu! Elbette bakmayı bilenlere ama, kendimi de dahil edeceğim bu güruha. 

Hala kullandığım, ilk telefon numaramı satın almamdan bahsedeceğim biraz. Bana öğrettiğinden…

Okuldan eve dönmüştüm o gün. Çalan ev telefonunu açtım, arayan babamdı. Cep hattım olup olmadığını sordu önce; sonra da “Paran var mı? Bugün git kendine bi hat al kızım.” dedi. “Param yeter mi bilmiyorum” deyişime aldırmadı pek. 

Anneme söyledim. Birlikte çarşıya gidip bizimkilerin de tanıdığı, Akyazı’nın tanınmış telekom firmalarından birine girdik. Annem babamın “parayı nereden buldunuz?” ya da “neden yazdırmadınız?” diye kızmasından çekinip veresiye olarak hat alıp alamayacağımızı sordu. Babamın adını da verdi. 

Satıcı, kimliğimi gördüğü halde “Ahmet Bayraktar’ın kızı olduğunu nereden bileceğim? diye sordu. “Numarasını verelim, görüşün!” dedik, “Konuştuğum kişinin bildiğim Ahmet Bayraktar olduğunu nasıl anlayacağım?” dedi bu kez de. Afallamış halde “Neden yalan söyleyelim ki?” diye mırıldanarak (belki sesli de söylemişimdir, hatırlamıyorum) çıktık oradan. 

Cadde üzerindeki bir başka telekoma girip sorduk; gayet kibar ve net bir cümle ile de karşılandık: Telefon hatlarını veresiye veremiyoruz. :) 

Hala kullanmakta olduğum bu hattı -galiba ertesi gün- gidip o kibar beyefendiden almıştım. 

Tabii yaptığım düşüncesizlik yüzünden babamdan “paran yoksa niye gidiyorsun? diye fırça da yemiş; telefon sahibi olmayı da biraz daha beklemek zorunda kalmıştım. 

Babam bana da kızmıştı kızmasına ama asıl öfkesi, çarşının en eski esnaflarından olmasına rağmen maruz kaldığı saygısızlığa idi sanki daha çok. 

Nitekim aynı hafta bi akşam eve gelip “Oraya gittim; ‘benim kızıma böyle böyle yapmışsınız’ dedim” dedi gururlu bir ifadeyle. 

Özür dilediklerini, “kızın gelsin, istediğini alsın Ahmet Abi” dediklerini, kendisinin de “Şimdiden sonra isterseniz dükkanı verin, daha buraya gelmez!” dediğini gururla, yüzüne biraz daha yayılan bi tebessümle anlattı. 

Babamın dediği gibi yaptım, bir daha o dükkana adım atmadım. O esnafa bir şey kaybettirdi mi bu? Sanmıyorum. Fark ettiklerini bile düşünmüyorum esasen. 

Fakat bu olay bana saygı hususunda önemli bir duruş kazandırdı hayatta. Bazı saygısızlıkları hoş görmek, yahut onlara gürültülü bir şekilde tepki vermek yerine, sessizce, ve dik bir duruşla kendimi seçmeyi, muhatabını olduğu gibi bırakarak uzaklaşmayı öğretti (şükürler olsun). 

Bugün, seneler sonra yazdığım bu yazıyla tarihime not olsun. Bazı saygısızlıklar sindirilmez/sindirilmemeli. 

21.3.24

Zeynep

21 Haziran 2020 Pazar

Ama baba bugün babalar günü!

Küçükken ablam ve kardeşimle birlikte, her içimizden geldiğinde -ki almak istediğimiz hediyenin parasını biriktirmemiz yeterliydi bunun için- babama hediye alırdık. Her hediye alışımızda da babam kaşlarını çatıp "Niye benim için para harcıyorsunuz? Paranızı kendiniz için harcayın çocuklar!" diye serzenişte bulunurdu. 

Birkaç denemeden sonra hediye almak için özel günleri bahane etmenin daha iyi olacağına karar verdik üç kardeş. Babam tam cümlesine başlayacakken "ama baba bugün ... günü!" diye heyecanla cevap verip boynuna sarılırdık; o da hemen gülümseyip kucaklardı bizi. 

Babalar günü hiç şüphesiz bu bahanelerin en güzeli idi. "Ama baba bugün babalar günü" diye vurgulayarak söylemek hepimizi çok mutlu ederdi. Sanki ihtiyacı varmış gibi babamın ona aldığımız hediyeyi açışını izlemek gururlandırırdı bizi. 

Varsın hediyesiz olsun günler. Kucağınıza doldurduğunuz sevgiyle sarılabiliyorsanız babanıza ne mutlu! 

Babalar gününüz kutlu olsun.