Yağmur... Sinirli, karaya basan ne varsa olduğu yere mıhlamaya çalışır gibi şiddetli yağıyor. Ara sıra gücünü yitirir gibi oluyor, çok sürmeden toparlıyor kendini ve dökülüyor yeniden bardaktan boşanırcasına.
Bulutlara baktım; nasıl da buğuluydular! Kim acıttıysa onları, ne yaşları dinecek gibi, ne de yüzleri aydınlanacak gibi duruyorlardı.
Bulut olmadığım için üzüldüm; kıskandım onları. İçimdeki tüm isleri atmak istedim ağlayarak. Gözyaşlarımın şiddetiyle korkutmak sebep olanları...
Acı vermek ya da intikam almak değil istediğim. Yalnızca... Yalnızca yağmur gibi, kah hızlı, kah soğuk, kah yumuşak halde tene dokunan damlalar misali dokunmak içimde yer tutanlara ve fark ettirmek. Kelimelere dökmeden 'yok öyle yaptığının, söylediğinin karşılığını almadan dönüp gitmek' demek. 'Düşünmeden ağzından çıkardığın sözü de duyacaksın yine düşünmeden konuşan birinden, dokunuşunla ısıttığın kalpte oluşan saflığı da hissedeceksin.'
Bitirdiğim zaman dokunacaklarımı, akıtacak damlası kalmadığında yerini güneşe bırakan bulutlar gibi ben de aydınlatırım yüzümü. Göz yağmurlarımın yerine sıcak bir gülümseme yerleştirir, devam ederim ufka doğru süren yoluma.
Zeynep
15 Temmuz '09